Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Geçen bölümlerde Arabistan'ın Yemen ve Irak ve Suriye'ye yönelik müdahalelerini ele aldık. Wikileaks sitesinin ifşa ettiği yeni belgelerde ise Arabistan'ın bölgede yaşanan kaos ve kargaşalarda ayak izleri açıkça göze çarpıyor. Yine Arabistan'ın Arap dünyasının en yoksul ülkesi olan Yemen'e saldırısı da Suud hanedanının cinayetlerine yeni bir sayfa ekleyen harekettir. Şimdi ise Riyad rejiminin bölgede diğer komplolarını ve suud hanedanının sabotajlarının doğurduğu sonuçları irdelemek istiyoruz.
Bugün Arabistan iç ve dış arenada kendi ürettiği sorunlar girdabına yakalanan bir ülkedir ve yine bu sorunların büyük bir bölümü suud saraylarının içinden çıkan politikaların ürünüdür.
Öte yandan Arabistan rejiminin bir kaç yıl önce Suriye'nin yasal yönetimini ve Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ı devirme planı şimdi suud hanedanını tehdit eder hale geldi. Bugün tekfirci IŞİD terör örgütü suud rejimi tarafından beslendiği halde kendini Arabistan sınırlarına kadar ulaştırdı ve Kasım 2014'ten beri bir kaç kez Arabistan içinde eylem yaptı ve hatta şimdilerde Arabistan'ın işgalinden söz etmeye başladı.
Asia Times yazarı Salman Rafi Şeyh konu ile ilgili yayınladığı makalesinde şöyle diyor: IŞİD Arabistan'a vekaleten İran'a karşı savaşmak üzere Ortadoğu bölgesinde kuruldu ve asla Arabistan'ın kendisine yönelik bir tehdide dönüşmesi düşünülmemişti, fakat bugün IŞİD suud rejiminin yeni bir kaygısını oluşturduğu gözleniyor.
Rafi Şeyh makalesini şöyle sürdürüyor: Arabistan'ın İran'a darbe vurma çabaları sadece Ortadoğu bölgesinde bu ülkeye karşı vekalet savaşı dayatmakla sınırlı değildir. Suud rejimi dünya petrol piyasalarında petrol fiyatlarını düşürerek İran ekonomisini vurmaya çalıştı. İran ile Amerika arasında muhtemel nükleer anlaşmanın imzalanmasından sonra İran'ın ekonomik açıdan hızlı büyümesinden endişe duyan Arabistan petrol fiyatlarını düşürerek en azından nükleer anlaşmadan sonra İran ekonomisinin hızlı büyümesini engellemek istedi.
Asia Times yazarı Rafi Şeyh yazısını şöyle sürdürüyor: Her halükarda dünya piyasalarında petrol fiyatlarının aşırı derecede düşmesi Arabistan'ın içinde de krize neden oldu ve bu kriz yüzünden Arabistan şimdi %35 oranında işsizlik sorunu ile karşı karşıya bulunuyor.
Rafi Şeyh yazısında Arabistan'ın Yemen'de kriz çıkarmakla izlediği hedefine işaret ediyor ve Riyad yönetimi İran karşısında konumunu güçlendirmeye ve ayrıca Arabistan kamuoyunu iç sorunlardan sınırların dışındaki meselelere saptırmaya çalıştığını ve bunun için Yemen savaşını başlattığını vurguluyor.
Yazar, ancak Yemen savaşı Riyad rejimi beklediği gibi ilerlemediğini ve Arabistan'ın iç ve dış sorunlarını daha da arttırdığını, Arabistan'da şii azınlığın itiraz mahiyetinde ayaklanması bu sorunlardan biri olduğunu belirtti.
Asia Times yazarı makalesinde Arabistan ordusunun Yemen'e her türü kara harekatıyla ilgili planı uygulamakta yaşadığı zafiyete işaret ederek, Arabistan ordusu askeri bütçe açısından dünyanın dördüncü ordusu olduğunu fakat kara kuvvetleri bakımından oldukça koordinesiz piyade birlikleri bulunduğunu belirtti. Öte yandan Arabistan ordusundaki askerleri Nepal, Bangladeş ve diğer bir kaç Asya ülkesinden borç alınan askerler oluşturduğu, bunlar Yemen'e karşı etkili bir kara harekatına katılmak için hiç bir türlü istek ve saikleri olmadığı anlaşılıyor. Üzerlerinde Arabistan ordusunun üniforması bulunan bu ecnebi askerler bir miktar para karşılığında Arabistan'la Yemen sınırında konuşlanmış bulunuyor, ama hiç biri patronlarının hatırı için savaşmak istemiyor. Bu durumda eğer suud rejimi Yemen'e kara harekatı başlatmayı düşünecek olursa kesinlikle bu güçlere güvenmemesi gerekecek ve böyle bir saldırının sonucu dünyanın askeri bütçe bakımından dördüncü ülkesi olan Arabistan için çok ağır olacaktır.
Öte yandan bir çokları geçen ay Arabistan'ın doğusunda şii Müslümanların iki camiine düzenlenen ve 20 kişinin ölümü ile sonuçlanan iki saldırının tekfirci IŞİD terör örgütü tarafından gerçekleşmediğine, bu saldırıların perde arkasında Arabistan istihbaratı bulunduğuna, Arabistan istihbaratı böylece bu ülkede şii Müslümanları baskı altında tutmaya çalıştığına inanıyor. Oysa Arabistanlı şii müslümanlara karşı bu tür eylemlerin yapılması, bu ülke için oldukça vahim sonuçlar doğurabilir.
Asia Times yazarı Rafi Şeyh'e göre Arabistan'da şii Müslümanlara karşı şiddetli bir şekilde ayrımcılık uygulanıyor ve Arabistan şiileri bir nevi apartayd rejimi ile karşı karşıya bulunuyor. Arabistanlı şii müslümanlar bu ülkenin petrol zengini bölgelerinde yaşıyor ve bu yüzden suud rejimi bu azınlığın ülkenin önemli ve anahtar mevkilerine gelmelerine asla müsaade etmiyor ve onları sadece vasıfsız işçi olarak çalıştırıp sömürmeye çalışıyor.
Asia Times yazarı makalesinde ayrıca Arabistanlı seçkin şii alim Şeyh Namr' ve suud rejiminin onu idam etme çabasına işaret ediyor ve şu ifadelere yer veriyor:
Şeyh Namr idamı konusu gündeme geldiği günden beri Arabistan bir çok iç ve dış baskı uyarı ve tehditlerle karşı karşıya kaldı. Arabistan ve bölge şiileri Şeyh Namr idam edildiği takdirde suud rejiminin temellerini kökünden çökertecek bir deprem olacağı uyarısında bulundu.
Öte yandan Suud rejiminin 2012 yılından beri Türkiye ve Katar ile elele Suriye yönetimini devirme planı ve bu çerçevede 30 bin kadar teröristi silahlandırması ve Lübnan ve Irak ve Ürdün'de Suriye yönetimi karşıtlarını desteklemesi ile ilgili belgeler, Wikileaks sitesinde yayınlanan ve suud rejiminin diplomatlarını rezil rüsva eden belgelerdir.
Lübnan'ın El Ahbar gazetesinin raporuna göre Temmuz 2012'de Suriye en şiddetli saha çatışmasına sahne oldu ve aynı ayın 16. Gününde sözde özgür Suriye ordusu Suriye'de iç savaşın ateşini yakmak üzere başkent Şam'ın çevresinde "Şam volkanı" operasyonunu başlattı.
İki gün sonra Suriye milli güvenlik konseyi binası hedef alındı ve savunmak Bakanı ve müsteşarı ve yine kriz yönetim masası Başkanı ve milli güvenlik bürosu başkanı düzenlenen bu eylemde hayatını kaybetti. 24 Temmuz tarihinde ise silahlı muhalifler Halep kentine saldırdı ve kentin yarısını ele geçirdi.
Suriye'de tüm bu gelişmeler, Arabistan'da prens Bender Bin sultan istihbarat teşkilatının başına geçtiği bir dönemde yaşanıyordu. O güne kadar Riyad yönetimi açıkça Suriye krizinin diplomatik yollardan çözümlenmesinden söz ediyor ve Suriye'de akan kanın durdurulmasını istiyordu, fakat yavaş yavaş barışçıl devrim tabir ettiği süreci desteklediğini ortaya koydu. Aynı ayda Arabistan rejiminin bakanlar kurulu kral Abdullah başkanlığında düzenlediği oturumda Suriye yönetiminin şiddet uygulamasını tehlikeli boyutlarda arttırmasını büyük talihsizlik niteledi. Oysa kral Abdullah Mayıs 2012'nin sonlarına doğru selefi şeyhleri toplamış ve onları Suriyeli vatandaşlar için yardım toplamaktan men etmişti. Ancak Wikileaks'in yayınladığı ve suud diplomatları rezil ettiği belgeler suud rejiminin Suriye krizi patlak verdiği ilk günlerden itibaren Suriyeli muhaliflere silah yardımı yaptığını ortaya koyuyor.
Öte yandan Nisan 2015'te suud veliaht prensi Muhammed Bin Naif'in Ankara ziyaretinden sonra medyada geniş yankı uyandıran Suriyeli muhaliflerle ilgili suud – Türk koordinasyonu gerçekte bundan üç yıl önce başlayan bir koordinasyondu. Suud istihbarat şefi Mukren Bin Abdulaziz ve Dışişleri Bakanı Suud Faysal'in imzasını taşıyan 29 Nisan 2012 tarihli mektup, Arabistan ve Türkiye'nin Suriyeli muhaliflere ve sözde özgür Suriye ordusu adlı terör örgütüne yardım etmek için büyük özen gösterdiklerini ortaya koyuyor. Bu mektupta suud rejimi ile Türkiye ve Katar arasında Suriye milli konseyi ile özgür Suriye ordusu arasında irtibat için üst düzey askerlerden bir heyetin kurulması ve bu heyetin Burhan Galyun liderliğindeki milli konseyin şemsiyesi altına alınması üzerinde mutabakat sağlandığı belirtiliyor.
Bu mektuptan 20 gün önce ise Arabistan Dışişleri Bakanı Suud Faysal, kral Abdullah'ın Riyad ile Ankara arasında koordinasyon konusunda görüşü çok önemli olduğunu belirtiyor ve başta Suriye olmak üzere bölge ile ilgili özel dosyaların varlığına işaretle suud rejiminin Ankara'nın tutumundan Suriye yönetimine baskı uygulamakta yararlanabilmesini temenni ediyor.
8 Nisan 2012 mektubunda Suud Faysal Suriyeli inkılapçılarla temaslarının arttırılması ve onlara saflarını birleştirmeleri için baskı uygulanması gerektiğini çünkü bu durum Suriye nizamının hızlı dağılmasına katkısı olacağını belirtiyor.